2 Mart 2012 Cuma

ne zaman böyle olduk...

2 sene millet vekilliği yapan emeklilik hakkı alacak...!!! işçi ve memur 60 yaşına kadar bekleyecek  ...yasa kabul edilmiş ...3sn sürmüştür . kabul edenler etmeyenler kabul edilmiştir. aynı şey maaş zamlarında olmadı mı kendileri için gece yarısı vekil emekli maaşlarını %100 100 arttırmadılar mı? 
   koyunum koyunsun biz sadece seyredip hiç bir tepki hiçbir şeye göstermediğimiz sürece ko yu nuz...
   göz göre göre yapılan bunca şey neden susuyoruz neden kimse sesini çıkartmıyor. sınav sistemlerine,eğitim sistemine sağlıkta yaşanan onca saçmalığa... 
   vatan topraklarının satıldığı, aklına gelebilecek herşeyin özelleştirildiği, tecavüzlerin, kadına şiddetin tavan yaptığı sporunda bile şike olan bir toplum , askerini içeri atmanın demokrasi göstergesi sayıldığı bir toplum,deniz fenerlerinin ışıl ışıl yanmaya devam ettiği faili meçhul cinayetlerin sonuçlanamadığı,sonuçlarının 16 yaşındaki çocuklara  yıkıldığı bir toplum...  kardeş kavgalarını başlatıp sonra hepimiz kardeşiz diyen bir iktidar...
   Rize Üniversitesi'nin adı Recep Tayyip Erdoğan; kayseri Üniversitesi'nin adı Abdullah Gül olarak değiştirildi.Zonguldak Kara Elmas Üniversitesi’nin adını Bülent Ecevit, Konya Selçuk Üniveresitesi’nin adını da Necmettin Erbakan olarak değiştiren önergeleri kabul eden bir meclis...
   biz ne zaman böyle olduk... ailem haksızlıklarla kalk ve mücadele et diye öğretti bana neden kalkamıyoruz daha sonra ne oldu da bana öğretilen hiçbir şeyi yapmaya gücüm kalmadı. sus otur yerine, bize dokunmayan yılan 1000 yaşasın, yum gözünü kulağını ...çok konuşma ... bana bunları ailem değil toplum söyledi ... mahalle baskısı mı ...bunu bizden daha iyi kim bilebilir...

20 Şubat 2012 Pazartesi

kadınlarda futbol sever

kadın ve futbol ... yan yana gelmesi kimi erkek tarafından mümkün bile görülemeyen 2 kelime değil 2 dünya sanki...haksızlar mı???
    kadınlar ve futbolu 4 'e ayırabiliriz
1- tanju çolak'ın hala aktif futbolcu olduğunu sananlar
2- bir erkeğin hayatında futbolun ne kadar yeri varsa okadar futboldan nefret edenler
3- futbolu tuttuğu takım kadar bilenler. bu gruba; statlara gidip höyhöyhöy bağırıp futboldan çok fena anlarım havalarındaki erkekleri tavlamaya çalışan sarışın conconlar yada erkek arkadaş bulamayıp bare erkek kanka yapayım diye düşünüp kendini stad yollarına atanlar girebilir.
4- pastada çok az dilime sahip olan kadınlar var birde . futbolla henüz 5 yaşlarında tanışmış ofsayttı okuma yazma ile öğrenmiş,ilkokul hayatı tuttuğu takıma marşlar yazarak geçmiş, erkek yaşıtları en direk serbest vuruşu bilmiyorken avrupa kupalarını seyreden çocuklar ve şimdinin kadınları... erkek arkadaşıyla maç seyretmek keyif olan,kaliteli spor programlarını takip eden futbolun ne olduğunu gerçekten bilen kadınlar. futbolu seven kadınlar...

   peki biz ne zaman "kaale alınacağız"...


     tam bu noktada hayatımın en merkezinde olan adam seni ne kadar sevdiğimi söylemezsem olmaz... konu futbol olunca beni kaale alan tek erkek ... seni seviyorum...

16 Şubat 2012 Perşembe

Hikayeler ve çocuklar... 4-6 yaş

4-6 yaş : 
   4-6  yaş gurubuna  gelmiş bir çocukta en baskın ve dikkat çeken özellikler  hayal gücü ve tükenmeyeceğini düşündüğümüz :) enerjileridir. hoplamayı,zıplamayı çok severler. artık bedenlerine hükmetmeyi öğrenmiş olmanın gücünü keşfeder koşar zıplar durur tekrar koşarlar:) tüm bu aktivitelerinin içerisine; odasında yaşayan hayali bir dinazoru,midesinde yaşayan hayali bir kurabiye canavarını, uçan bir evi  sığdırırlar. bizlere göre hayali olan herşey ona göre gerçektir. onlar yaşamışcasına inanılmaz hikayeler anlatırken yalancılıkla suçlamamak ve onları dinlemek gerekir çünkü bu gelip geçici bir dönemdir.eğer onu suçlayıcı tavırlar sergilersek onun yaratıcı düşünce yeteneğinin gelişmesinin önüne duvar çekmiş oluruz. 
   bu dönemdeki çocuklara okunacak hikaye ve masalların konuları saldırgan dürtülerine hakim olabilmesini sağlayıcı olmalıdır ki çocukta inisiyatif kullanabilme yetisi ve tutku sahibi olma özelliği gelişsin. saldırgan davranışların sonuçlarını ona hikayelerle anlatmalı kendini koruması ve hakları öğretilirken başkalarına ve kendisine zarar vermemesi gerektiğini öğreten eğitici hikayeler ile sevgi konu başlıklı hikayeler bu yaş dönemlerinde öne çıkmalıdır. Neden sonuç ilişkilerini öğrenmek ilgilerini çeker.hikayelere onların devam etmesi, iştirak etmesi hem çocuğunuzun psikolojik durumu hakkında size ip uçları verir hemde hayal güçlerini geliştirir. 
   bu yaş döneminde taklit yapmayı çok severler. Farklı rollere bürünür dinlediği masaldaki kahramanın yerine geçerler. bu yüzden okuduğunuz hikayeler çocuğunuzun sosyal hayatına yansıyacak ve yaşayarak öğrenmelerine olanak sağlayacaktır.
    Renkleri öğrenmelerine,Bir tane ve bir sürü gibi farklılıkları anlamalarına,Nesneleri büyüklük ya da renkleri gibi farklı özelliklerine göre sıralayabilmelerine olanak sağlayacak sorularla hikayelerinizi geliştirebilirsiniz.
  


 Sevgi dolu bir ailede büyüyen çocuklar
çevrelerindeki insanlarla kavga etmeden iletişim kuracaklardır.  Sevgi gören çocuk sevmeyi,şiddet gören çocuk kavgayı öğrenir. 

hikayeler ve çocuklar... 2-3 YAŞ

   2-3 yaş
               Bu yaş evresi çocukların dil gelişimi açısından en önemli dönemdir. Yapılan araştırmalara göre beraber şarkılar söyleyerek, ona masal okuyarak  yetişen çocukların okul dönemi başladığında   yaşıtlarına göre okuma yazmayı daha çabuk öğrendikleri ve dili   daha iyi konuştukları saptanmıştır. Çünkü çocuk bu süre boyunca  sürekli harflerle ve yazılarla, resimlerle haşır neşir olmuştur. Bunlara aşina olmuştur Harflerin ve kelimelerin sahip olduğu     sesleri ve tonlamaları daha iyi ayırt edecektir. Çocuğunuza      okuyacağınız hikayelerin ve masalların önemini küçümseyemeyiz.   Bunlar yoluyla çocuk yeni yeni kelimeler öğrenir, kelimelerin    harflerini, okunuşlarını, sesleri, tonlamaları işitir. Çocuklar  üstelik masalların kendilerine tekrar okunmasından büyük zevk    alırlar. Bu yolla tekrar tekrar işittikleri kelimeleri daha çabuk belleklerine eklerler. Bu dönemde okuyacağınız hikaye ve masallar tekerlemeleri içinde barındıran,şarkılarla harmanlanmış olmalıdır ki çocuğun kelimeleri ezberleye bilme çabasına yardımcı olalım.  
   33 haftadan itibaren Zihinsel kapasitesi de geliştiği için    size şakalar bile yapabilir. Hatta bu şakalarla sizi kızdırmaktan zevk bile alabilir. Fakat henüz tam olarak iyi ve kötü, doğru ve yanlış kavramları yerleşmemiştir. Her şeyi tam olarak tahlil     edemeyecektir. Bu konuda siz ebeveyn olarak yönlendirici bir rol oynamalısınız. bu yönlendirmenin de en güzel yolu hikaye ve      masallardır 3 yaşından sonra anlatacağınız hikayelerin ana       temaları doğruluk, iyilik gibi kavramlar üzerine olmalıdır.      yanlış yapan kötülük yapan karakterlerin değil onlar gibi olmayan doğru davranışları gösteren karakterlerin en sonunda kazandığı o müthiş heyecan yaşatan masallar bu dönemde çocukların çok        dikkatini çeker.Doğruyu yanlışı masal içinde ayırt eden bir      karakterin hikayesi de onların bu dönemde dikkatini olumlu yönde çekecektir.
   Hikaye ve masalların bazı kısımlarında onun fikirleri         doğrultusunda konuya yön vermek Onu cesaretlendirmek onun kendine olan güvenini de sağlayacak ve öz saygısını kazanmasına yardımcı olacaktır.
   Unutulmamalıdır ki;Çocuklar anadilini 6 aydan itibaren öğrenmeye başlar .
 "6 aylık olana kadar bütün bebekler aynı sesleri çıkarır; ama bundan sonra 6 ay 1 yaş arasında kendi anadilinin seslerini öğrenmeye ve ayırt etmeye başlar. 6 aylık bir bebek okunan kitabı elbette anlamaz; ama anne ile ilişkisinin gelişmesi, göz kontağının kurulması ve duygu paylaşımı açısından çok olumlu etkileri vardır. Çocuk, annenin hikaye okurken çıkardığı farklı ses ve tiyatral mimiklerini görür ve etkilenir. İlk dönemde günde 1-2 dakika bazı resimler üzerinden anlatılabilir. Çocuk büyüdükçe seçilen kitaplar yaşına uygun olarak değişmeli. Çocuk anlamadığı kitaplardan sıkılır. 2-3 yaşındaki çocuklara resimli küçük hikayeler farklı ses ve mimiklerle zenginleştirilerek okunabilir. Kitap okuma, daha çok adlandırmalı, hareketlendirmeli etkinlikler olmalı. Çocuğun okumayı öğrenmeden hikaye dinlemeye alışması, onun sosyalleşmesi, dil gelişimi, kendini ifade edebilmeyi öğrenmesi gibi olumlu kazanımlar sağlar.




KAYNAK : Pedagog Zeynep Aydoğmuş
http://www.annelikbilinci.com

15 Şubat 2012 Çarşamba

(bir düşünmek) ama bir olmamak...

     Aynı hisleri hissetmez hiç bir insan bir diğeriyle aynı olayları yaşasalar da aynı anda aynı olayın içinde olsalar bile  hatta , ya daha az huzur ya daha çok acı  ya  birinden daha çok mutlu diğerinden daha az...
      Bize öğretilen "bu doğru" denilen herşey oksijen olarak içimize girer ve biz onu karbondioksit olarak geri çıkartırız... bedenimiz beynimiz doğruluğunu tartar biçer ölçer ve biz istediğimiz kadarını alır ona inanırız. sonra biz toplumken bir başkasına "o doğrunun" özümsediğimiz kadarını doğru diye anlatırız, bir diğerine ... öteki ; kendine bir doğru çıkartıp bir diğerine ..... aslında bu kadar kolaydır yılların bizden aldıkları ve verdiklerini anlayabilmek....
   Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir. (W. Lippmann)

  Bir fikri bir düşünceyi körü körüne kabul edenlerden olmadım asla bazen çıkarımlarım yanlış olsa da benim di o düşünce bazen hatalara yönlendirse de özgürdüm ...şimdi çok az kaldık...

  Artık hep aynıyız hepimiz birbirimize benziyoruz... bize bu budur deniyor kabulleniyoruz... artık tüm kızlar saçlarını aynı renk yapıp aynı çantayı takıyor,alışveriş merkezleri birbirinin aynı. büyük marketlerde şehir değiştirsen o deterjanların  yeri değişmiyor sen yine aynı raftaki aynı sıraya girmiş deterjanlardan birini alıyorsun...
   Bir düşünceyi savunan kişiler,o büyükler(!) bu böyle diyor tamam diyoruz bu böyle değil diyor tamam...bu doğru diyor kabulleniyoruz ... işte tam o zaman nefes almıyoruz ... bizi biz yapan şey bir düşünceyi oksijen olarak almak ölçmek biçmek ve dışarı vermek değil miydi öyle öğretmemişmiydi babam ...

    biz nefes almıyorsak yaşamıyoruz...nefes alın ve verin ....

14 Şubat 2012 Salı

sevgili blog... (çok sıradan)
sevgili günlük...(çok klasik)
selam...(bu ne yaa!!)
püüüüüüffff .... kağıtlara yazılıp buruşturulup fırlatılan kağıtlar ...film kareleri ... 
şu giriş kısmı ... zorlama beni...

10 Şubat 2012 Cuma

14 Şubat sevgililer günü ...

           

      Yazıların ... hayranlıkla gelen yeniden aşık olma duygusuydu bendeki,kelimelerin cümlelerin içinde süzülüp aktığını görmek beni baştan çıkarmış,neye uğradığımı şaşırmıştım tekrar tekrar okumak daha önce hiç tatmadığım bir hazdı benim için,bana yazılmış olması ayrı bir keyifti belki ama içinde ben olmadan da güzel olabileceği aşikardı .... yazıların evet onlardan bahsediyorum senin benim yazarım olduğundan,aklından geçenleri bedenime yazman dan,duygularını düşünceme aktarman dan...
      
      Hep yazmalısın,neyi istersen neyi düşünürsen onu yazmalısın,bir kütüphanen olmalı yazılarının bulunduğu,bende o kütüphanenin müdavimi sen hep yazmalısın bende okumalı ,bu blog'u senin için bir hediye olarak kurdum senin bir kütüphanen olmalı diye düşündüm sen hep yaz ben ve belkide tüm dünya okusun istedim seni seviyorum sevgilim umarım bu hediyemi beğenirsin ....